Minimalist yaşamla tanışmam bir kitapla, belgeselle veya uzun zamandır planladığım bir yaşam tarzı değişikliğiyle olmadı.
Her şey yurt dışına taşınmaya karar vermemizle başladı.
2018’in başında ülke değiştirmeye hazırlanırken daha önce pek sorgulamadığım bir gerçekle karşı karşıya kaldım: Ne kadar çok eşyamız vardı?
Aynı evde yıllarca yaşadığınızda eşyalar fark ettirmeden çoğalıyor.
Pek giymediğiniz kıyafetler, “bir gün lazım olur” diye sakladığınız mutfak eşyaları, dekoratif objeler, hediyeler, eski elektronikler, kozmetik ürünleri, mobilyalar…
Hepsi zamanla evin doğal bir parçası haline geliyor.
Fakat bir evi tamamen boşaltmanız gerektiğinde her eşya ayrı bir karara dönüşüyor.
Buna gerçekten ihtiyacım var mı?
Kullanıyor muyum?
Hayatımı kolaylaştırıyor mu?
Yoksa sadece yıllardır benimle olduğu için mi saklıyorum?
Taşınma süreci tüketim alışkanlıklarıma, sahip olduğum eşyalara ve sonunda minimalist yaşama bakışımı tamamen değiştirdi.
Yurt Dışına Taşınmak Sahip Olduğum Eşyaları Sorgulamama Neden Oldu
Taşınmadan önce kendime daha önce ciddi anlamda düşünmediğim sorular sormaya başladım.
Dolabımdaki kıyafetlerin ne kadarını gerçekten giyiyordum?
Sahip olduğum kıyafetleri ne sıklıkla kullanıyordum?
Elimdeki bakım veya makyaj ürünleri bitmeden neden yenisini alıyordum?
Evdeki onlarca aksesuar beni gerçekten mutlu ediyor muydu, yoksa sadece temizlenmesi ve düzenlenmesi gereken başka eşyalara mı dönüşmüştü?
Mobilyaları, perdeleri, halıları gerçekten ihtiyaçlarımız doğrultusunda mı seçmiştik, yoksa bir evde bunların bulunması gerektiğini düşündüğümüz için mi satın almıştık?
Bu soruları sormaya başladığımda aynı düşüncenin birçok eşyada tekrarlandığını fark ettim:
“Belki bir gün lazım olur.”
Ama o “bir gün” çoğu zaman hiç gelmiyordu.
Minimalizmle ilgili ilk önemli farkındalığım da sanırım buydu:
Bir eşyanın teorik olarak kullanışlı olmasıyla, gerçekten sizin için kullanışlı olması aynı şey değil.
Evimizi Satmaya ve Dağıtmaya Başladık
O dönemde yurt dışına taşınacağımız için evimizi kiraya vermeyi planlıyorduk. Bu da evin tamamen boşaltılması gerektiği anlamına geliyordu.
İlk düşündüğümüz seçeneklerden biri eşyaları bir depoya kaldırmaktı.
Fakat altı-yedi yıldır kullandığımız mobilyalara ve elektronik eşyalara baktıkça bunları belirsiz bir süre boyunca saklamak için para ödemenin ne kadar mantıklı olduğunu sorgulamaya başladık.
Ne zaman döneceğimiz, hatta dönüp dönmeyeceğimiz bile belli değildi.
Bunun üzerine eşyalarımızın fotoğraflarını çekip internet üzerinden satışa çıkarmaya başladık.
Mobilyalar ve büyük eşyalar birer birer evden giderken beni şaşırtan bir şey oldu:
Sandığım kadar üzülmüyordum.
Evin giderek boşalmasının tuhaf hissettireceğini düşünmüştüm. Aksine, alan açıldıkça bir hafiflik hissi oluşmaya başladı.
Asıl zor olan büyük eşyalar değildi.
Ayrılması En Zor Olanlar Küçük Eşyalardı
İş duygusal değeri olan eşyalara geldiğinde süreç çok daha zorlaştı.
Hediyeler.
Koleksiyonlar.
Dekoratif objeler.
Fincanlar, tabaklar ve mutfak eşyaları.
Yıllardır dolapta duran ama nedense elden çıkarmakta zorlandığımız şeyler.
Bazılarının anısı vardı. Bazıları ailemizden veya arkadaşlarımızdan gelmişti. Bazılarını ise yıllarca aynı düşünceyle saklamıştık:
“Belki ileride kullanırım.”
Benim için özellikle mutfak eşyalarından vazgeçmek kolay değildi.
Daha sonra yurt dışında eşyalı evlerde yaşarken bazılarını gerçekten özlediğim de oldu.
Çünkü bazı eşyalar yalnızca işlevsel değildi. Renkleri, desenleri ve şekilleri insana bulunduğu yerde küçük de olsa bir aidiyet hissi verebiliyordu.
Burada minimalist yaşamla ilgili başka bir şeyi fark ettim.
Minimalizm, zorunlu olmayan her şeyi hayatınızdan çıkarmak demek değildi.
Bazı eşyalar gerçekten konfor, aidiyet veya mutluluk yaratabiliyordu.
Önemli olan aradaki farkı anlayabilmekti.
Eşyaları Başkalarına Vermek Bakış Açımı Değiştirdi
Bu sürecin bende en fazla iz bırakan taraflarından biri kullanmadığımız eşyaları başkalarına vermek oldu.
Kullanılabilir durumdaki mutfak eşyalarını çöpe atmak yerine insanların alabileceği şekilde kutular halinde bıraktık.
Yeni bir kutuyla döndüğümüzde öncekinin çoktan boşalmış olduğunu gördüğümüz oluyordu.
Kıyafetleri geri dönüşüm kutularına götürmeye hazırlanırken de benzer bir şey yaşadık. Daha kutulara bırakmadan poşetlerin içindekilere bakmak isteyen insanlar oldu.
Bu deneyim beni gerçekten etkiledi.
Bizim dolaplarımızda yıllardır kullanılmadan duran bir eşya başka biri için hemen kullanabileceği bir şeye dönüşebiliyordu.
Bundan sonra eşyalardan ayrılmak benim için çok daha kolay hale geldi.
“Bu eşyayı kaybediyorum” diye düşünmek yerine, “Bir başkası bunu gerçekten kullanabilir” diye düşünmeye başladım.
Bir şeyi çöpe atmakla kullanılmaya devam edebileceği bir yere vermek arasında benim için büyük bir fark oluştu.
Minimalizm Hiçbir Şeye Sahip Olmamak Değil
Türkiye’den Toronto’ya, daha sonra Düsseldorf’a uzanan süreçte aynı eşya yığınını yeniden oluşturmamaya çalıştık.
Bu, bir daha hiçbir şey satın almadığımız anlamına gelmiyor.
Ya da evimizde yalnızca birkaç kusursuz seçilmiş eşya olduğu anlamına da gelmiyor.
Benim için önemli olan bazı eşyaları hâlâ saklıyorum.
Bazı mutfak eşyalarımı gerçekten kullandığım ve olmadıklarında eksikliğini hissettiğim için yanımda tuttum.
Güzel anıları hatırlattığı için bazı Paşabahçe cam objelerimden vazgeçmedim.
Bugün evde görmekten en çok hoşlandığım dekoratif unsurların büyük bölümünü ise bitkiler oluşturuyor.
Zamanla minimalist yaşam benim için “kaç eşyaya sahibim?” sorusundan çok şu soruya dönüştü:
Bu eşyaya neden sahibim?
Bir şey gerçekten kullanışlıysa, günlük hayatımı kolaylaştırıyorsa veya beni mutlu ediyorsa onu saklamaktan ya da satın almaktan rahatsızlık duymuyorum.
Gardırobum Küçüldü Ama Hayatım Kolaylaştı
Kıyafet alışkanlıklarım da zaman içerisinde değişti.
Dolaba sürekli yeni şeyler eklemek yerine, yeni bir kıyafet aldığımda artık kullanmadığım bir parçayla vedalaşmak çok daha kolay hale geldi.
Gardırobum eskisine göre oldukça küçüldü ama giyecek daha az şeyim varmış gibi hissetmiyorum.
Tam tersine.
Neye sahip olduğumu görmek ve ne giyeceğime karar vermek çok daha kolay.
Çekmecelerde özellikle KonMari katlama yöntemini kullanmayı da seviyorum.
Kıyafetleri üst üste koymak yerine dikey şekilde yerleştirmek, çekmecedeki neredeyse her şeyi aynı anda görmenizi sağlıyor.

Küçük bir düzenleme yöntemi gibi görünse de çekmecenin altında unutulan kıyafetlerin sayısını ciddi biçimde azaltıyor.
Aslında minimalist yaşamın özü de biraz burada yatıyor:
Yeni şeyler aramadan önce zaten sahip olduklarınızı görmek ve kullanmak.
Minimalizm Para Harcama Şeklimi de Değiştirdi
Uzun vadede en büyük değişim evimizin nasıl göründüğü değil, bir şey satın almadan önce nasıl düşündüğüm oldu.
Artık kendime daha sık şunu soruyorum:
Bu ürün gerçekten bir ihtiyacımı çözüyor mu, yoksa yönetmem gereken yeni bir eşya mı yaratıyorum?
Bu yaklaşım gereksiz harcamaları doğal olarak azalttı ve parayı daha önemli hedeflere ayırmayı kolaylaştırdı.
Ama minimalist olmanın para harcamamak anlamına geldiğini düşünmüyorum.
Hayatımı gerçekten kolaylaştıran, zaman kazandıran, bir problemi çözen veya uzun süre kullanacağımı bildiğim bir şeyi almaktan hâlâ çekinmiyorum.
Değişen şey satın alma kararının daha bilinçli hale gelmesi.
Benim için minimalizm her şeye “hayır” demek değil.
Nelerin gerçekten bir “evet”i hak ettiğini bilmek.
Bugün Minimalist Yaşam Benim İçin Ne Anlama Geliyor?
İlk büyük eşya azaltma sürecinin üzerinden yıllar geçti.
Bugün minimalizmle ilgili düşüncem oldukça basit.
Mümkün olan en az sayıda eşyaya sahip olmak istemiyorum.
Hayatımda bulunmasının bir nedeni olan eşyalara sahip olmak istiyorum.
Bazıları işlevsel.
Bazıları günlük hayatımı kolaylaştırıyor.
Bazıları sevdiğim insanları, yerleri veya yaşadığım anları hatırlatıyor.
Bazılarıysa sadece baktığımda beni mutlu ediyor.
Geri kalan her şeyi zaman zaman yeniden sorgulayabilirim.
Yurt dışına taşınmak normalde çok daha uzun sürede vereceğim bu kararları oldukça hızlı vermeme neden oldu.
Bugün geriye baktığımda bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.
Çevremizdeki eşyalara o kadar alışabiliyoruz ki hem fiziksel hem de zihinsel olarak ne kadar alan kapladıklarını fark etmiyoruz.
Artık ihtiyacım olmayan şeylerle vedalaşmak, gerçekten değer verdiğim şeylere daha fazla alan açtı.
Bugün bana en anlamlı gelen minimalist yaşam anlayışı da tam olarak bu:
İşe yarayan, anlam taşıyan veya mutluluk veren şeyleri tutmak; geri kalanlarla vedalaşabilmek.
